top of page
Ara

TAN’DA ŞENLİK*

Evrenin birinde Libra adında bir gezegen varmış. Burada yaşayan canlılar, Dünya’dakilere çok benziyormuş. Libra’nın bilindik bir yerleşim biriminde, adı Tan olsun, bilim insanları ve filozoflar yaşarmış. Johannes, Isaac ve Albert, Tan’da yaşayan üç yakın arkadaşmış. Bireysel çalışmalarından arta kalan zamanlarda Tan’ın en muhteşem manzaralı tepesine çıkar fizik, astronomi, matematik, müzik ve felsefe konularında sohbet ederlermiş.        

Her yazın başında Agilo Tepesi’nde büyük bir şenlik düzenlenir, Tan’da yaşayan herkes burada toplanırmış. Yaptıkları, buldukları ne varsa birbirleriyle paylaşır, yeni olan her şeyi bir bildiriyle tüm gezegene duyururlarmış. Açılış kutlamaları yapılırken, bizim üç yakın arkadaş yine koyu bir sohbete dalmış. Johannes,

- Gezegen hareketi yasalarını ben daha önceden keşfetmiştim, diye söze başlamış.

-Evet, ama senin keşfettiğin teorik açıklaması olmayan ampirik yasalardı, demiş Isaac. “Matematiksel çıkarımlarımla eksik olan teorik açıklamanın yerini, kütle çekimi ile ben doldurdum. Ayrıca perihelinin uzayda sabit olduğunu da tahmin ettim.”

Albert, elinde şarap kadehi, yüzüne Tweety’i henüz yutmuş Sylevester gülüşünü kondurarak,

-Ancak Merkür yörüngesine yönelik titiz gözlemler, perihelinin her seferinde az bir kayma gösterdiğini ortaya koydu. Ben, fizikte kaydedilen tüm aşamaları ve tüm problemleriyle Isaac’ın çalışmalarını devraldım. Sizin için uzay ve zaman, evrendeki maddenin üzerinde oyunlar oynadığı, mutlak ve değişmez birer basamaktı, deyince Isaac:

- Hemen üste çıkmaya çalışma Albert. Senin yaptığın bizim deney olgularımızın çok zengin ve kurumsallaşmış koşuluna ve ölçüsüne dayanarak farklı bir algılama geliştirmekti. Hem yaşın oldukça genç, elbette yeni bilgiler üreteceksin.

Johannes,

-Hey, sakin olsanıza. Hepimiz aynı bildirileri okumuyor muyuz? Bu, bir yarış değil. Pisagor’un sayı mistizmini ve geometrik teoremlerini, Nicolaus’un devrim yaratan dairesel yörüngeli gezegen hareketlerini bilmeseydik, Tycho’nun gözlem sonuçları ve benim muhteşem matematik aşkım olmasa bu noktaya gelebilir miydik? Ben duyumlama ve düşünme aşamalarını kullanarak bilgiye ulaştım. Sen, Isaac, aynı yolla kuramsal temeli oluşturduysan ne var bunda dostum?

Konuşmalara kulak misafiri olan John, yanlarına sokularak, sohbete ortak olmuş.

-Siz orada neyi tartışıyorsunuz? Birileri deney yapmaktan mı bahsetti, ne?

-Evet, demiş Albert kadehini doldururken. Benim düşünce deneylerimin evreni algılayışımızı nasıl değiştirdiğini konuşuyorduk. Bilgiye giden yolda farklı araçlara biniyoruz.

John:

-Abert! Sana bu konuda katılmadığımı biliyorsun. “Tabula rasa**” nı ne zaman, nasıl doldurdun bilmiyorum ama Johannes ve Isaac da benim savunduğum deneycilik anlayışıyla epey yol aldılar.

-Ben onların yöntemlerine ve çalışmalarına ancak saygı duyarım John. Benim söylemeye çalıştığım….

Albert, sözünü bitiremeden platformdan kalabalığa seslenen Tycho:

-Dostlarım, hepiniz şenliğimize hoş geldiniz. Kadehimi şerefinize kaldırıyorum. Eğlence başlasın. Müziikk!

Johannes:

-Bu adama bir türlü katlanamıyorum. Gözlerimin bozukluğundan yararlandı ve yıllarca gözlemlerinin verilerini, asistanı olmama rağmen benimle paylaşmadı. Tamam, teleskop olmadan bu kadar üstün bir mekanik becerisine sahip olmasına saygım var ama onun yerine geçene kadar bana karşı bencilce davrandığı da açık. Neyse ki benim kadar matematik kafası yok. Evrende müthiş bir matematik uyumu var. Teleskopumla bunu size gösterebilirim isterseniz. Görevini tamamladıktan sonra Tycho’nun tüm gözlem sonuçlarını ele geçirdim ve Mars’ın hareketlerini inceleyerek analizini yaptım.

John,

-Yani eldeki verileri deneyimlerine, gözlemlerine başvurarak gerçekle karşılaştırmış, nihayetinde soyutlamışsın. Bravo! İşte güzel bir deneycilik örneği.

Johannes,

-Teşekkür ederim John. Sahi, David nerede? Aramıza katılsa hiç fena olmaz.

Az sonra bigudiyle sarılıp şekillendirilmiş saçları, boyun bağını kapatan tombul gerdanı ve pembe çıkık elmacık yanaklarıyla David gelmiş ve herkesi selamlayarak,

-Algılarınız ne durumda millet? Bu yıl duyu ve deneylerinizden ne malzemeler çıkardınız bakalım? diyerek Albert’a göz kırpmış.

Albert:

-İnan, oturup günlerce teorik açıklamalar geliştirdim zihnimin ikliminde.

-Neye dayanarak? diye sormuş David.

-Yalın mantığıma ve tutarlılığıma elbette.

-Ne, nasıl, diye kekelemiş David. Senin farkın ne?

-Tüm karşılaştırmaları, analiz, sentez, bağlantı kurma, kavrama, gözleme ve deneyi zihnimde yapıyorum. Sizler, ölçülebilir, doğrulanabilir, gözlenebilir ya da uygulamada işe yarar bilgi anlayışının peşine düşerken ben, boş levhaya benzemeyen loblarımla hayal ediyorum.

Johannes:

-Olgulara dayalı gözlem, ölçüm ve deneyimlerden yasa oluşturmak daha uygun değil mi yani?

Albert:

-Bu şekilde sadece kendine göre bir betimleme yapmış olursun. Elde ettiğin bilgi sana ve duyularına göredir. Dolayısıyla mutlak ve kesin bilgiye ulaşamayız.

John:

-Sen nasıl ulaşıyorsun bilgiye?

- Çok değerli meslektaşlarımın verilerine dayanarak zihnimde yeni bir kuram oluşturuyorum. Sonra bunun sağlaması için olgulara dayalı gözlem ve deneye başvurmanızı size tavsiye ediyorum. Ancak şunu unutmayın ki, doğa(deney), bir kurama hemen asla “evet” demez. En uygun şartlarda bile “belki” yanıtını alırsınız.

Johannes:

-Yani teorini doğrulamak için deney yapıyorsun.

Albert:

-Evet, ama düşünce deneyi. Ben sadece astrofizikçilere “Uzak bir yıldızdan gelen ışık, güneşin ve güneşin çekim alanından geçerken bükülebilir. Bir güneş tutulması yakalayın ve gidip bunu test edin.” şeklinde tavsiyelerde bulunuyorum.

Johannes:

-Tanrım, aklımı koru! Karşımda konuşan insan sanırım farklı bir evrenden geliyor.

Albert:

-Tanrı, evren ve insan birdir. Şarap?

            Tan, bilgiyi bulma yollarını arayan, evreni, fiziksel gerçekliği, Tanrının fikirlerini anlamaya çalışan, müzik ve matematiğin iç içe olduğu, birbirleriyle hoşgörü, eğitim, iletişim, ihtiyaç ve sosyal bağlara dayanan iyi ilişkilerin kurulduğu değerli insanlardan oluşan çok huzurlu bir yermiş. Şenlikler, ertesi gün ve de her yıl devam etmiş. Her sene, bildiriye imza atan yeni bilim insanları yetişiyormuş. Libra, uzay-zamanda ve zihinlerde geleceğe doğru yol alırken bazı gezegenler “şimdi” bile olamamış.

 

*Yazıda adı geçen bilim insanları ve filozofların tam adları şunlardır: 


  1. Johannes Kepler

  2. Isaac Newton

  3. Albert Einstein

  4. Pythagoras (Metinde "Pisagor")

  5. Nicolaus Copernicus (Metinde "Nicolaus")

  6. Tycho Brahe

  7. John Locke (Metinde "John")

  8. David Hume (Metinde "David")

Not: Metindeki diyaloglar ve savunulan görüşler, bu kişilerin tarihsel düşüncelerinden esinlenerek kurgulanmıştır; gerçek yaşamda bu bilim insanları aynı dönemde yaşamamışlardır.


**Tabula rasa, Latince boş levha ya da silinmiş yazı tableti anlamına gelir.

 
 
 

Yorumlar


Logo

AD Astra, astronomi ve eğitim bilimlerini buluşturarak ilham veren öğrenme deneyimleri tasarlayan bir eğitim markasıdır.
 

İLETİŞİM

+90 540 009 77 78​

bilgi@adastraakademi.com

Ankara / Türkiye

  • Whatsapp
  • LinkedIn
  • Instagram

HABER BÜLTENİ

Abone Olun

© 2026 AD Astra. Tüm hakları saklıdır.

bottom of page