Yıldızlar Miras, İnsanlar Anlam Bırakır
Carl Edward Sagan “Hepimiz yıldız tozuyuz” derken bir metafor kurmuyordu; kozmik bir gerçeği hatırlatıyordu. Bugün bildiğimiz yaşam biçimleri, yıldızların içlerinde üretilen elementler olmadan var olamazdı. Karbon, oksijen, demir ve yaşamın yapı taşlarını oluşturan diğer ağır elementler, yıldızların uzun evrimsel süreçlerinin ürünüdür. Bu elementlerin uzaya saçılmasıyla oluşan gezegenler olmasaydı, yaşam da ortaya çıkamazdı. Dünya, bu açıdan bakıldığında hem konumu hem de etrafında döndüğü istikrarlı bir yıldız sayesinde yaşam için nadir bir denge noktasında bulunmaktadır.
Yıldızların yaşam döngüsü ile insan hayatı arasında bu nedenle dikkat çekici benzerlikler vardır. Yıldızlar da tıpkı insanlar gibi farklı “karakterlere” sahiptir: kütlelerine bağlı olarak kimileri kısa ve şiddetli, kimileri ise uzun ve sakin bir ömür sürer. Süper kütleli mavi dev yıldızlar yalnızca birkaç milyon yıl yaşarken, Güneş gibi düşük–orta kütleli yıldızlar yaklaşık on milyar yıl boyunca dengede kalabilir. Parlaklıkları, yaşam süreleri ve sonları farklıdır; insanlar arasında gözlenen çeşitlilik de buna şaşırtıcı ölçüde benzer.
Bu benzerliği daha yakından görmek için, Güneş benzeri bir yıldızın yaşam evreleri ile insan hayatını karşılaştırmak anlamlıdır.
Doğum – Yıldız Öncesi Evre (Nebula/Protostar)
Yıldızlar, gaz ve toz bulutlarının (nebula) kendi içinde çökmesiyle doğar. Henüz enerji üretmezler; potansiyeli vardır ama kimliği henüz oturmamıştır. Dış etkenlere açıktırlar, kararsız ve dengesizdirler. Dış koşullar, yıldızın kütlesini, parlaklığını ve gelecekteki kaderini büyük ölçüde şekillendirir.
Doğum ve Çocukluk
İnsanda ise bu dönemde bilinç oluşmamıştır, çevre belirleyicidir, henüz üretim yoktur, sadece büyüme vardır. Tıpkı yıldızlarda olduğu gibi yeni doğan bir çocuğun dış etkenlere bağlı kazanımları karakterini, dengesini ve yaşam süresini belirleyecektir. Takdir edersiniz ki günümüz dünya düzeni içerisinde Filistin’de veya Afrika kıtasının herhangi bir yerinde doğan bir çocuğun yaşam süresi veya yaşadığı süre içerisindeki koşulları ile ülkemizde veya Avrupa’da doğan bir çocuğunki aynı olmuyor.
Anakol Evresi- Denge ve Üretim Dönemi
Hidrojen-Helyum füzyonu başlar. Yıldız yerçekimi ile enerji üretimi arasında denge kurar. Ömrünün %90’ını bu evrede geçirir. Güneş’imiz halen anakol evresinde bulunan genç-orta yaşlı bir yıldızdır. Anakol yıldızı patlamaz, gösteriş yapmaz; istikrarla yanar. Ne güzel bir söz gösteriş yapmaz. Evet iyi ki de yapmaz! Güneş’in daha gösterişli halini düşünemiyorum, sanırım Dünya yaşanmaz hale gelirdi.
Gençlik ve Yetişkinlik
Fiziksel ve zihinsel denge sağlanır. Üretkenlik, çalışma ve sorumluluk alma duygusu oturur. Enerji tüketimi hızlanır ve metabolizma tüketime göre denge kurmaya çalışır. İnsan, hayatının bu kısmında sessizce sorumluluk taşır. Yıldızlar bu evrede sessizce var olurken, insanlar, başkalarının başarılarını kıskanabilmekte; zaman zaman sert, acımasız ve yıkıcı davranışlar sergileyebilmektedir. Oysa yıldızlar, en yakın komşularıyla dahi bir rekabet ya da çatışma arayışına girmez; örneğin Güneş’in, kendisine en yakın yıldız olan Alpha Centauri ile bir üstünlük mücadelesine giriştiği hiç görülmemiştir. İnsan ile yıldız arasındaki bu fark, büyük ölçüde bireyin yetiştirilme biçimi ve içinde bulunduğu toplumsal koşullarla ilişkilidir. Bu nedenle karşılaştırmayı, sapmaları dışarıda bırakarak; Güneş gibi vakur, dengesini koruyan ve varlığını çevresine zarar vermeden sürdüren bireyler üzerinden yapmak daha anlamlıdır. Bu noktadan sonra, dönüşümün başladığı bir sonraki evreye geçebiliriz.
Kırmızı Dev Aşaması – Dönüşüm ve Aşırılık
Hidrojen tükenir, çekirdek çöker. Dış katmanlar genişler, yıldız devleşir. Karbon ve oksijen gibi ağır elementler üretilmeye başlanır. Yıldız bu aşamada artık ışık saçmaktan çok, miras üretir. Güneş bu evrede öyle büyüyecek ki dış yüzeyi Ay yörüngesine kadar ulaşacak. Kuran-ı Kerim Kıyamet Suresi’nde bu evreyi özetleyen çok sevdiğim bir bölüm var. “Gözler kamaştığı, ay karanlığa gömüldüğü, güneş ve ay bir araya getirildiği zaman, o gün insan "kaçış nereye?" diyecektir.” İşte bu evre insanoğlu için kıyamet evresidir. Peki evren için hangi evre başlayacaktır?
Yaşlılık ve içe dönüş
İnsan hayatının yaşlılık evresi, gücün azaldığı ama yoğunluğun arttığı bir dönemdir. Adımlar yavaşlar, kaslar eskisi kadar dayanıklı değildir; buna karşılık hafıza, yılların biriktirdiği sahnelerle doludur. Sabah erken uyanılır, uzun yürüyüşler kısa oturuşlara dönüşür; fakat bir cümleyle verilen öğüt, gençlikte harcanan saatlerden daha etkilidir. Artık üretim hızla değil, seçerek yapılır: konuşulacak şeyler azalır, söylenenler ağırlaşır. İnsan bu evrede dünyayı fethetmez; ama dünyaya ne bırakacağını düşünür.
Ölüm – Gezegenimsi Bulutsu & Beyaz Cüce
Yıldız dış katmanlarını uzaya savurur. Çekirdekte beyaz cüce kalır. Saçılan elementler yeni yıldızların ve gezegenlerin hammaddesi olur. Bir önceki evrede ne demiştik, yıldız miras üretir. Ürettiği bu miras ile yeni doğan yıldızlar için gereken tüm materyali gerisinde bırakır. Çekirdekte kalan Beyaz Cüce türündeki yıldız trilyonlarca yıl gökyüzünde durmaya devam edecektir.
Ölüm ve ardında kalanlar
İnsan için ölüm, varlığın silinmesi değil; merkezden çevreye dağılmasıdır. Beden ortadan kalkar, ama söylenen bir cümle, öğretilen bir alışkanlık, bir başkasının hayatında bırakılan iz yaşamaya devam eder. İnsan ardında taş, toprak ya da kemik bırakmaz yalnızca; kararları, suskunlukları ve seçtikleri değerleri bırakır. Zamanla isimler unutulur, yüzler silinir; fakat bir davranış biçimi, bir ahlaki duruş kuşaktan kuşağa aktarılır. Bu yüzden insanın gerçek mirası, ne kadar yaşadığı değil, yokluğunda neyin eksildiğidir.
Yıldızların yaşam döngüsü ile insan hayatı arasındaki paralellik, ne basit bir mecaz ne de indirgemeci bir özdeşliktir; bu ilişki, evrenin hem fiziksel hem varoluşsal yasalarına işaret eder. Copernicus’un insanı kozmik merkezden indiren hamlesi, Newton’un doğayı evrensel yasalarla açıklaması ve Sagan’ın insanı “yıldız tozunun bilinç kazanmış hâli” olarak tanımlaması, aynı sürekliliğin bilimsel ifadesidir. Stoacı düşüncenin logos anlayışında olduğu gibi, yıldız da insan da geçici bir düzen anıdır: dağınık maddeden doğar, uzun bir denge evresinde varlığını sürdürür, dönüşür ve dağılır. Anakol yıldızlarının istikrarı insanın üretkenliğine, kırmızı dev aşamasındaki yoğunlaşma ise Heidegger’in işaret ettiği biçimde varlığın kendi sonluluğuyla yüzleşmesine karşılık gelir. Nihai aşamada yıldız elementlerini uzaya bırakır, insan ise anlamını tarihe. Bu nedenle “hepimiz yıldız tozuyuz” önermesi ontolojik olarak doğrudur; fakat ancak şu eklemeyle tamamlanır: insan, evrenin kendi maddesi üzerine düşünebildiği ve ona anlam atfedebildiği nadir bir evresidir.





Yorumlar